
POLİS EĞİTİM FELSEFESİ
|
Fazlı ÖCAL |
Polis, gelişmiş ülkelerde de olduğu gibi ülkemizde sürekli mercek altında tutulan bir kamu görevlisidir. Diğer kurumlarda kamu hizmeti veren pek çok görevlinin yaptığı hatalar ve kural ihlalleri vatandaşın ilgisini çekmezken, medyanın rezerve tuttuğu birinci sayfada polisle ilgili haberleri okumak mümkün olabilmektedir.
Trafik kazası geçiren bir yaralıyı ambulans gelemediği için ekip otosu ile hastaneye yetiştirmeye çalışan polis, doktoru beklemediği için eleştirilirken, yaralının başında ambulans bekleyen polis de yine aynı medya tarafından acı çeken hastayı seyretmekle yetindiği ve bir an önce hastaneye ulaştırmadığı için eleştirilmektedir. Sık sık yasal görevini yerine getirmediği, olaylara müdahale etmediği için eleştirilirken, özellikle toplumsal olaylarda yasaları göz ardı etmediği, uyguladığı için yine eleştirilmektedir.
Bu ve benzeri durumlar birtakım soruları gündeme getirmektedir.
-“Polis kimdir?” (Yasaları, programlanmış, duygusuz bir şekilde uygulayan bir robot mu, vicdanı ve duyguları olan, sağduyulu olması beklenen bir aktör, bir sanatçı mı?)
- “Polisin görevi nedir?” (Polis yasaları harfiyen mi uygulamalı, yasalarla kamu vicdanı ve kamu güvenliği çatışmasında kuralı uygulayıp medyada infaz mı edilmeli yoksa vicdanının sesini dinleyip inisiyatif mi kullanmalı? Yasaları uygulamayıp, vicdansız olmayacaksa en doğruyu kimin vicdanı emredecek?)
-“Polis nasıl olmalıdır?” (Polis güvenilir, dürüst, namuslu objektif olmalı vb. deniyor ise, bunların tanımının güncel olarak yapılması ve günün gereklerine uygun ölçüsünün belirlenmesi gereklidir.)
Bu ve benzeri sorulara, evrensel değerler yanında kültürel farklılıklar da dikkate alınarak cevap aramadan önce Eğitim-Felsefe-Eğitim Felsefesi-Milli Eğitim Felsefesi-Polis Eğitim Felsefesi gibi kavramların bilinmesinde yarar vardır.
Felsefe, Eğitim ve Eğitim Felsefesi:
Bilim, gerçeği parçalara ayırarak inceler. Örneğin, fizik, gerçeğin yapısını; kimya, maddenin bileşimini; biyoloji, canlılar dünyasını; sosyoloji, toplum-kurum-kişiler arasındaki ilişkileri; psikoloji, insan davranışlarını ele alır. Oysa gerçek, tek tek bunların hiçbiri değil, belki de tümüdür. Bilim bu tümle ilgilenmez. Oysa felsefe, gerçeği bir bütün olarak ele alıp inceler. Bu nedenden dolayı felsefe, gerçekle tümüyle uğraşma, onu kavrama, yorumlama, sistemleştirme işi olarak düşünülebilir. Çünkü evreni, doğayı, toplumu, aileyi, insanı oluşturan tüm değerleri, kuramsal görüşleri de ele alıp inceler.
Felsefe aynı zamanda bir dünya görüşüdür, yaşama bir bakış açısıdır. Evreni bütünüyle yakalama çabasıdır. Her insanın yaşamında, en az bir amacı, oluşturduğu değerleri, inançları, tutumları vb. vardır. Yaşamı anlar, yorumlar, yeni değerler katar. Ondan bekledikleri ve ona karşı bir tutumu vardır. Çünkü felsefe; yaşama ve evrene karşı bir vaziyet alıştır. (Politzer)
Felsefe; hayat, ölüm, gerçek, varlık, tanrı, ruh, insan, zaman, bilgi, ahlak, güzel, çirkin, iyi, kötü, adalet nedir sorularına cevap aramaya çalışır. Bunlar insanlar tarafından oluşturulmuş değerlerdir. Bu soruları felsefe cevaplarken tüm bilgi türlerinden yararlanır.
Ancak felsefe, şu konuları da gündeminde tutar: ”Eğitimin olanaklı olup olmadığı, eğitimin bir ideoloji ya da öğreti aktarmaktan bağımsız olup olmadığı, eğitimde bir öğretmene gerek duyulup duyulmadığı, eğitimde temel amacın bilgi aktarmak mı, yoksa bilgi edinme yeteneği kazandırmak mı olduğu, bilgiyi amaçlayan eğitimin, davranışa yönelen eğitimden farklılık gösterip göstermediği vb.”. Bu konular eğitim felsefesinin genel çerçevesini belirler.
Felsefi görüşler diğer temel kavramlarda olduğu gibi eğitim ile ilgili de kendi tanımlarını ortaya koymaktadırlar.
Eflatun’a göre eğitim; ruhu iyiye çevirme, bunun için en kolay, doğru ve şaşmaz yolu bulma sanatıdır. Hiç kimse isteyerek kötü değildir. Kötü bir insan, yanlış bedensel alışkanlık ve aptalca bir yetiştirme yolu ile kötü olur. (Devlet)
İdealizme göre eğitim; insanın bilinçli ve özgür olarak Allah’a ulaşmak için sürdürdüğü çabalardır.
Realizme göre eğitim; yeni kuşağa kültürel mirası aktararak onları topluma uyuma hazırlama sürecidir.
Pragmatizme göre eğitim; kişiyi yaşantılarını inşa yoluyla yeniden yetiştirme sürecidir.
Varoluşculuk’a göre eğitim; bireyin estetik ve etik duygu ve düşüncelerini harekete geçiren uyarıcı bir süreçtir. Toplumsal, doğal olgu ve olaylar alabildiğine geniş ve çeşitli bir şekilde bireyin, öğrencinin seçimine sunulmalıdır. Her insan kendi yaşantısını kendi seçmeli ve düzenlemeli, bunların sonuçlarından da kendisi sorumlu olmalıdır.
Marksizm’e göre eğitim; insanı çok yönlü ele alarak, doğayı denetleyerek onu değiştirecek ve üretimde bulunacak biçimde yetiştirme sürecidir. Tüm çocuklar resmi ve parasız eğitimden geçirilmelidir ve eğitimde temele, üretim alınmalıdır, çünkü eğitim üretim içindir. Bunun yanında insanlar beden eğitimi ve estetik eğitimden geçirilmelidir. Eğitim toplumsal üretimi artırmalıdır. Toplum mutlu olursa kişi de mutlu olur.
Faşizme göre eğitim; devlet ve mutlak iradenin bekasını sağlayacak yetiştirme sürecidir. Bu akım ferdiyetçi ve çoğulcu anlayışa karşı devletçi ve totaliter anlayışı önemseyen bir eğitim anlayışını sahiplenmişlerdir. (Sönmez)
Eğitime dair konu, hedef, metot, muhatap vb. hususları dikkate alan ve belirli bakış açılarına göre farklı farklı ifade edilen daha pek çok tanım bulmak mümkündür. Bu tanımların ortak noktası bireyde değişiklik meydana getirme öğesidir. Hemen hemen bütün tanımları kuşatan ve bu makalenin de esasını teşkil eden tarife göre eğitim, “insan faaliyetlerinde istenilen yönde duygu, düşünce ve davranış değişikliği sağlama çabası, süreci”dir.
Milli Eğitim Felsefesi
Her devlet kendi resmi ideolojisini yurttaşına kazandırmak ve sürekli yaşatmak istese bile eğitimi etkileyen başta kültürel, sosyal ve ekonomik değerler olmak üzere diğer etkenlerin kendi politik yapısı ile çelişen yönlerini tamamen yok edemez. Sonunda her politik yapı bu çelişkiler yüzünden değişmek, yeni görünüm almak, hatta yıkılmak zorunda kalmaktadır.
Genel olarak politika, yönetim sanatı olarak ifade edilebilir. Her devlet doğal olarak kendi politik anlayışını yeni yetişen kuşaklara aktarmak ve benimsetmek ister. Bunu da genellikle eğitim ve eğiticilerle yapar. Bu açıdan konuya bakıldığında eğitim, devletin resmi ideolojisinin genç kuşaklara aktarılma süreci olarak tanımlanabilir. Bir devletin anayasası onun uzak hedeflerini, politik felsefesini yansıtır. Örneğin demokratik, laik ve sosyal adaletçi, çoğulcu parlamenter sistemi ve hukuk devletini savunan bir anayasa bu hedefleri her yurttaşa kazandırmak için eğitim kurumlarını devreye sokar. Bireye kazandırılacak duygu, düşünce, algılama, yorumlama ve bireyin sergilemesi istenen davranışlar eğitim kurumlarının temel görevidir.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de devletlerin, vatandaşlarına yönelik bir eğitim anlayışı, bir “milli eğitim” politikası vardır. Milli eğitim programlarına bakıldığında her devletin kendi doğruları istikametinde bir “iyi vatandaş” portresi çizdiği, geleceğinin teminatı olarak gördüğü çocukları ve gençleri bu “iyi vatandaş” tanımına göre eğitmeye çalıştığı görülmektedir. Bireyler gibi devletlerin de gelecekte de var olma isteğinin sonucu olarak bu süreç, olması gereken bir uygulamadır.
Ancak, günümüzde yaygınlaşan evrensel değerler çerçevesinde artık eğitimin gerçek amacının iyi vatandaş, iyi vatansever, iyi çalışan değil “iyi bir insan yetiştirmek” olması gerektiği söylenmektedir. Diğer eğitim sistemlerinde amaçlanan “iyi bir vatandaş” yahut “iyi bir işçi” ideali “iyi bir insan” idealini gerektirmezken; “iyi bir insan” hedefi zorunlu olarak “iyi bir vatandaş” ve “iyi bir işçi” ideallerini de bünyesinde barındırmaktadır. Diğer bir ifade ile yapılacak binanın temelini “iyi insan” oluşturmaktadır.
Örneğin, Almanya-Bayern Eyalet Anayasası eğimin amacını şöyle ifade etmektedir:”Eğitim ve okullar sadece bilgi ve beceri kazandırma aracı olmamalı, sevgi, cesaret ve karakter de oluşturmalıdır. Eğitimin nihai hedefi, tanrıya, dini inançlara ve insan onuruna saygı ve özeni, özdenetim, sorumluluk duygusu, yardımseverlik, eleştirilere açık olma, iyilik, güzellik, doğa ve çevreye karşı sorumluluk bilinci içerisinde olma özelliklerini kazandırmaktır. Öğrenciler demokrasi bilinci içerisinde, Bayern anavatanı ve Alman halkı sevgisi, ulusların barışı düşüncesi ile yetiştirilmelidirler.”(Verfassung des Freistaates Bayern-Artikel 131)
Eski Türk toplumlarında İslamiyet öncesinde eğitim, sahip olunan geleneksel değerlere (töre) ve toplumun ihtiyaçlarına göre şekillenirken İslamiyetten sonra dini kuralların etken belirleyici olduğu görülür. Cumhuriyetin kuruluşunda bilim ve teknikteki gelişmeler, batı dünyasının ve batılı uzmanların görüşleri, eğitim anlayışını etkilemiş ve geliştirmiştir. Özellikle Atatürk; “Eğitim, milli, bilime dayalı, işe yarar ve üretici, yeni kuşakların, fazilet, düzen, disiplin duygularını geliştirici, toplumu cehaletten kurtarıcı, onun bilgi ve ahlak düzeyini yükseltici, yeteneklerini ortaya çıkarıcı ve geliştirici nitelikte olmalıdır.” diyerek eğitim anlayışının ana noktalarını ortaya koymuş ve sistemin buna göre düzenlenmesini sağlamıştır.
Anayasamızın 42. maddesinde belirtilen “…Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır...” hükmü ile eğitimin, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılması esas alınmıştır.
Bu doğrultuda oluşturulan milli eğitim felsefesi, Milli Eğitim Temel Kanununda ifade edilmiştir: “Atatürk inkılâp ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin millî, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek; Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek; İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak.” (Milli Eğitim Temel Kanunu-Md:2)
Kanun maddesinden de anlaşılacağı üzere Milli eğitim felsefemiz “insan”, “vatandaş” ve “çalışan” yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Bu aşamada, ortaya konulacak eğitim sisteminin her yönüyle insanı doğru anlayan ve doğru tanımlayan, insanın ne olduğunu ve ne olması gerektiğini iyi belirleyen bir temele dayanması gerektiği söylenebilir. Çünkü bir eğitim sistemi her şeyden önce yetiştireceği insanı bilmek, tanımak ve tanımlamak, onu sevk edeceği yönü, sevk edişin metot ve vasıtalarını belirlemek durumundadır.
“İyi insan yetiştirmek” kavramı ile evrensel boyutta ifade edilen eğitim felsefesi ulusal düzeyde “iyi vatandaş, iyi çalışan yetiştirmek” olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada eğitim felsefesinin ütopik olmaktan çıkarak realiteye yaklaştığı söylenebilir. İnsanın önemli ihtiyaçlarından biri olarak sıralamaya alınan “aidiyet”, “iyi insan” ile “iyi vatandaş” kavramlarının kaynaştırılmasını gerekli kılmaktadır. Dolayısı ile devletlerin kendi bekasını sağlamak için iyi vatandaş yetiştirmeye yönelik eğitim sistemleri makul karşılanmaktadır.
Bu temel düşünceden hareketle her meslek dalının kendi felsefesini, değerlerini, eğitim felsefesini belirlemesi ve eğitim sistemini oluşturması beklenmelidir.
Polis Eğitim Felsefesi
Makalenin başlangıcındaki “polis kimdir?”, “polisin görevi nedir?”, “polis nasıl olmalıdır?” sorularının cevabı elbette evrensel değerler, milli kültür, ulusal değerler, toplumsal yargılar çerçevesinde ve bilimin ışığında milli irade tarafından oluşturulmalıdır. Milli irade tarafından oluşturulan cevaplar yasa ve yönetmeliklerde ancak ilkeler olarak ortaya konabilmektedir.
“Polis, asayişi, amme, şahıs tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini korur. Halkın ırz, can ve malını muhafaza ve ammenin istirahatını temin eder. Yardım isteyenlerle yardıma muhtaç olan çocuk, alil ve acizlere muavenet eder. Kanun ve nizamnamelerinin kendisine verdiği vazifeleri yapar.”(PVSK-1)
Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununda “polisin görevi nedir?” sorusu cevaplanırken normlar hiyerarşisindeki sırasının gereği olarak tamamen soyut bir görev tanımlaması yapıldığı görülmektedir.
“…Akademinin görevi, bu Kanunda belirtilen amaç, nitelik ve Genel Müdürlüğün görev ve sorumluluklarına uygun olarak: Temel bilimler ve sosyal bilim alanlarından birinde lisans düzeyinde bilgi ve beceriye sahip, mezuniyetten sonra verilecek görevleri yapabilecek, emrindeki personeli veya birimi eğitebilecek ve yönetebilecek düzeyde Emniyet Teşkilatına amir ve yönetici yetiştirmek…
Akademideki eğitim-öğretimin plân ve programlanmasında ve uygulanmasında aşağıdaki ana ilkeler göz önünde bulundurulur:
Öğrencilere Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda Atatürk milliyetçiliği, demokratik, lâik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine bağlı hizmet bilincinin ve mesleki değerlerin kazandırılması sağlanır. Milli kültürümüz, örf ve adetlerimize bağlı şekil ve özellikleri ile evrensel kültür içinde korunarak geliştirilir ve öğrencilere milli birlik ve beraberliği güçlendirici ruh ve irade gücü kazandırılır…” (Polis Yüksek Öğretim Kanunu-3)
Bu ifadelerle ortaya konan kavramlar ulusal eğitimin hedefleridir. Artık ortada ulusal temel eğitimi almış, bu doğrultuda duygu, düşünce ve davranış kazanmış (kazandığı varsayılan) bireyler vardır. Artık bu aşamada meslek eğitiminin daha çok mesleki duygu, inanç ve davranış kazandıracak mahiyette olması beklenmektedir. Her ne kadar yasa maddesinde mesleki değerlerin kazandırılması amaçlandığı ifade edilmekte ise de eğitim ve öğretimin ana hedefinin iyi polis yetiştirmekten ziyade iyi vatandaş yetiştirmek olduğu görülmektedir.
“Yüksekokulda(PMYO) yaptırılacak her seviyedeki eğitim- öğretim aşağıda belirtilen esaslara uyularak yürütülür:
a) Her türlü eğitim faaliyetlerinde ve etkinliklerde öğrencilere mesleki davranış alışkanlıkları kazandırmak esastır.
b) Eğitim-öğretim faaliyetleri; sınıflarda, laboratuarlarda, uygun görülen diğer tesislerde, laboratuar, uygulama çalışmaları, inceleme gezileri, araştırma ve seminer yaptırmak suretiyle uygulanır.
c) Ders konularında yer almayan ve öğrencilerin öğrenmesinde fayda umulan konularda konferans, seminer, sempozyum, panel ve diğer eğitim etkinlikleri düzenlenir” (Polis Meslek Yüksek Okulları Eğitim-Öğretim Yönetmeliği- 5, ayrıca POMEM Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinde de paralel düzenleme yer almaktadır)
Polisin her şeyden önce insan olduğu unutulmamalıdır. İnsan olma özelliği ve insani değerler her şeyden önce gelmelidir ki diğer yüklemeler sağlam bir temel üzerine yapılabilsin. Yani insani değerlerden yoksun bir bireye vatandaşlık bilinci kazandırmak, eksik belki de yanlış olacaktır. İnsani değerlerden yoksun bireylerin yaşadığı ülkelerde bilinçaltında her zaman “biz ve diğerleri” gibi şovenist bir yaklaşım kaçınılmaz olacaktır. Ve yanlışa devam ederek böyle bir vatandaşlığın üzerine polislik gibi önemli bir meslek mensubu olma bilincinin eklenmesi yeni bir yanlışı doğurmaktan başka bir işe yaramayacak ve meslek mensuplarının sadece kendilerini devletle özdeşleştirmeleri, kendilerini devletin sahibi, hatta devletin kendisi olarak görmeleri sonucunu doğurabilecektir.
Özellikle geri kalmış ülkelerde ne yazık ki medeni(!), gelişmiş ülkeler tarafından sahnelenmiş pek çok trajedi belki de yanlış yetiştirilmenin bir sonucu olsa gerektir.
Olası Polis Temel Eğitimi:
Ülkemizde ve teşkilatımızda sorunlar o kadar açık ve göz önündedir ki; yöneticiler başta olmak üzere tüm personelden, sadece sorunlardan şikayetçi olmak yerine çözüm üretmeleri, üretilen çözümlerin de ülke ve teşkilat gerçeklerine uygun olması beklenmektedir. Belirlenecek polis eğitim felsefesi çerçevesinde eğitimler şekillendirilmelidir.
1- Daha önceki eğitim sürecinde bireye verilemeyen insan sevgisi ve vatandaşlık bilinci, polis temel eğitiminde kazandırılmalıdır. Aktörlerinin sadece kötülerle mücadele, yasa hükümlerini uygulama, yetki kullanma, suç, sanık kavramlarıyla içli dışlı olduğu bir eğitim ortamı yerine olumlu duyguların gelişmesine yardımcı olacak, insana, bireye ve topluma hizmet, yardıma muhtaçlara yardım kavramlarının yer aldığı senaryolar hazırlanmalı ve işlenmelidir. “Yetki Kullanımı, Zor kullanımı, Cop Kullanımı” bilinçaltından uzak tutularak etik ve estetik duyguların gelişmesi sağlanmalıdır. Atletik yapılı, kaslı, iyi silah kullanan polis tipi değil, insanları seven, vatandaşlarına saygılı, ülkesine sevdalı, ulusuna ve ulusal ülküsüne bağlı bir hizmetli, örnek insan tipi hedeflenmelidir.
2- Etik/ahlaki duyuşsal temel ve bilinç oluşturulmalıdır. Diğerlerine saygı ve hoşgörünün yanında milli ve ahlaki değerler, vatan, millet, bayrak, şeref, onur, namus kavramları öğrenciye kazandırılmalıdır. Bu gün artık teşkilatın, uluslararası eğitim verebilen bir üniversitesi vardır. Üniversitede kendi yetiştirdiği akademisyenler görev almaktadır. Güvenlik, istihbarat, terör ve benzeri konularda, medyada, alakasız kişiler yerine uzman olarak Akademi öğretim üyeleri yer almaktadır. Polis Akademisi, akademisyenlerin geniş, önyargısız ve esnek bakış açısı ile yakaladıkları bilimselliği, dünya ve gelecek öngörülerini formel bir disiplinle analitik düşünme yeteneğine sahip idarecilerle uzlaşma, güç birliği, işbirliği içerisinde temel ve hizmet içi eğitimlere yansıtmak zorundadır. Güvenlik hizmetinin temeli insana ve bireye güvensizliğe dayanmamalı, karşıdaki birey potansiyel suçlu değil, masum vatandaş olarak kabul edilmeli, polisin hizmet götürdüğü insanlara empati ile yaklaşabilmesi sağlanmalıdır.
3- Duygu ve bilginin davranışa dönüştürülmesi sağlanmalıdır. Polis temel eğitiminde en çok yoğunlaşılan alan, bilgi yüklemesidir. Farklı kademelerde yapılan bilgi ölçen sınavlar göstermektedir ki bilgi yetersizliği değil, bilgi fazlalığı ve bilgi kirliliği vardır. Halen temel ve hizmet içi eğitimlerin eksik olan yönü, sistemin yürümesini engelleyen kısa bacağı, uygulamalı eğitim eksikliğidir. Eğitim sürecinde verilen teorik bilgilerin hayata geçirilmesi ancak uygulamalı eğitimlerin ağırlıklı olarak verilmesi ile mümkün olabilecektir. Her ne kadar sağlıklı bir uygulamalı eğitim sisteminin kurulması ve işletilmesinin uzun ve zor olacağı düşünülse de her uzun yolculuğun küçük bir adımla başladığı unutulmamalıdır. Emniyet teşkilatının kendi öz kaynakları bu sistemi kurmak ve işletmek için yeterlidir. Yeter ki ilk adım atılabilsin ve gerekli irade ortaya konabilsin. Kaldı ki, uygulamalı eğitim sisteminin kurulması tahmin edildiği kadar zor da değildir:
a) Temel eğitim kurumlarında uygulamalı eğitimler verilebilir. Tüm rollerin öğrenciler tarafından oynanacağı basit olaylar eğiticiler tarafından senaryo olarak eğitime katılabilir. Senaryo içeriğinin oluşturulmasında polis tarafından hazırlanan olay raporları, ifade tutanakları, olay özetleri en önemli kaynağı oluşturacaktır. Öğrenciler senaryo içerisinde yer alan sadece polis rolünü değil yardıma muhtaç, mağdur, tanık, sanık rollerini de üstlenecek ve onların da olaylar ve polis karşısında ne hissettiklerini anlamaya çalışacaktır.
b) Örnek Olay Çalışması: Polisin en çok karşılaştığı, birkaç kişi arasındaki tartışma, kavga, trafik kazası, cinayet, hırsızlık, gasp, yankesicilik, karşılıklı darp, hakaret gibi olaylar belirlenerek her bir olay için örnek olaylar yine dersin eğiticileri tarafından hazırlanmalıdır. Bu oyunların sergilenmesinde personelden yararlanılacağı gibi, amatör tiyatroculara da oynatılabilir. Öğrenciden, her olayın içerisindeki polis rolünü oynayarak, yardıma muhtaç olanlara yardım etmesi, suça müdahale etmesi, sanıkları yakalaması, olayı sonuçlandırması ve gerekli evrakları hazırlaması istenmelidir. Basit düzeneklerle fazla masraf gerektirmeden eğitim kurumlarında hazırlanacak konut (oda), işyeri, ifade odası, nezarethane ve zaten var olan otolarda uygulamalı eğitimler yaptırılabilir.
c) Staj: Gelişmiş ülkelerde özellikle meslek eğitimlerinde önemli bir yer tutan staj veya işbaşı eğitimlerin teşkilatımızda verimli bir şekilde uygulanması sağlanmalıdır. Staj, temel eğitimden sonra memurun ilk görev alacağı birimlerde (çevik kuvvet, resmi asayiş ekipleri, trafik ekipleri vs.) birim staj görevlileri tarafından yaptırılmalı, eğitim kurumu eğiticileri tarafından denetlenmelidir. Nüfus ve olay yoğunluğu dikkate alınarak belirlenecek illerde, öğrencilerin yaz tatillerinde değil eğitim öğretim yılı içerisinde staj yaptırılmalıdır. Böylece staj mahallerindeki öğrenci yoğunluğu azaltılabilecek ve stajın daha verimli geçmesi sağlanacaktır.Teşkilatımızda hemen hemen her ilimizde standart ve modern fiziki yapıya sahip polis karakolları bulunmaktadır. Staj yapılacak illerdeki standart ve örnek karakolların bir veya birkaç tanesi alt yapı ve nitelikli personelle desteklenerek ideal staj ortamı hazırlanması il emniyet müdürlükleri için zor olmayacaktır. Ancak mevcut uygulamada olduğu gibi 45 günlük yaz tatilinde tüm öğrencilere staj yaptırılmak istenmesi halinde illerin alt yapısı ve zaten yaz aylarında tayin ve izin gibi nedenlerle azalan personel sayısı ile verimli bir staj eğitiminin yaptırılması mümkün görünmemektedir.
4- İhtiyaçlar doğrultusunda hazırlanacak hizmet içi eğitimler: Hizmet içi eğitimler personele alandaki yeni gelişmeleri aktarmaya, bilgi yüklemeye, moral ve motivasyon kazandırmaya yönelik olmalıdır. Fantezi eğitimler yerine personelin bireysel ve kurumsal gelişimini sağlayacak, kurumsal aidiyet, değer duygusunun verildiği, belli bir kesime değil, tüm çalışanları kapsayan eğitim programları hazırlanmalı ve uygulanmalıdır.
Sonuç:
Toplum, bireylerin oluşturduğu mozaiğin büyük resmidir ve bu resim zaman sürecinde sürekli değişmektedir. Pek çok alanda olduğu gibi kültür konusunda da değişimi kabullenmek toplum ve bireyler için oldukça zordur. Kültür ve değerlerin değişmesi birileri tarafından hep bir “kaybediş” olarak algılanır. Ancak; değişime direnç gösterenler kaçınılmaz olarak bu akıntının önünde savrulur ve yıkılır, değişimi yönlendirmeyi başaranlar ise, işte onlar ayakta kalırlar.
Elbette, her zaman ve her şart karşısında toplumların vazgeçemeyeceği değerleri ve kazanımları vardır. Ülke, Devlet, Egemenlik, Ulusal Kimlik… vb. gibi. Bunları koruyabilmek, değişimi yönlendirmek ve yönetmekle mümkündür. Dünün yaklaşımı ile bugünün ve yarının sorunlarına çözüm bulmak mümkün değilse, yeni yaklaşımlar, yeni sistemler, yeni felsefeler geliştirmek gerekmektedir.
Görünen o ki, Türk polis teşkilatı bugün de kim ve ne olarak algılandığını anlamaya, tespit etmeye, dilini bile anlamadığı bir teşkilat kanunu ile yarına ulaşmaya çalışmaktadır. Ne yazıktır ki; her seviye ve rütbede dile getirilebilecek kadar aşikâr olan teşkilat sorunları ve çözüm önerileri bir bütün halinde ele alınıp hayata geçirilememektedir. Değişimi yönetmek ona karşı duyarlı, dinamik olmakla mümkündür. Eğer Türk Polis Teşkilatı da yarına kalmak, yarınlarda da var olmak arzusunda ise geleceği, gelecek gelmeden planlamak ve gerekli eğitim yatırımlarını yapmak, gelecek neslini şimdiden yetiştirmek zorundadır.
Dün devletin kendisi, bugün devletin gölgesi olan, yarın sahipsiz yaramaz çocuk olması beklenen polise, yakın gelecekte kazandırılması hedeflenen kimlik, bugün verilecek eğitimlerle biçimlendirilmiş olacaktır. Ve tekrar sarmalın ilk noktası, verilecek eğitimin amacını belirlemek için polis eğitim felsefesinin belirlenmesi ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır.
Makalenin başlangıç kısmında da verilen “Polis kimdir?”, “Polisin görevi nedir?”, “Polis nasıl olmalıdır?” sorularının cevaplarını kapsayan tarzda geliştirilecek polis eğitim felsefesi doğrultusunda, eğitim stratejilerinin belirlenmesi, belirlenen bu stratejilerin de adım adım uygulamaya konması, stratejik yönetim ve stratejik planlama açısından önem arz etmektedir.
Polis eğitim felsefesinin geliştirilmesi aşamasında, iç müşteri memnuniyeti ve dış müşteri memnuniyetinin de dikkate alınması, gerek teşkilat personelinin gerekse polisiye hizmetlerden etkilenen kurum, kuruluş ve vatandaşların beklentilerinin, aynı zamanda desteklerinin de uygulamalara yansıtılması açısından katkı sağlayacaktır.
Polis eğitim felsefesinin ve eğitim stratejilerinin, “Emniyet Genel Müdürlüğünün görev alanı içine giren tüm hizmetleri, vatandaşın memnuniyetini ve toplumun desteğini sağlamak suretiyle, sürekli gelişen, etkin, verimli, çağdaş, ulusal ve uluslararası alanda örnek teşkil edecek bir anlayışla yerine getirmektir.” şeklinde ifade edilen Emniyet Genel Müdürlüğünün kalite politikası ile uyumlu olarak belirlenmesi; teşkilatın hem kalite hedeflerine hem de eğitim hedeflerine ulaşılma oranını yükseltmede etkin bir rol oynayabilecektir.
1. Sınıf Emniyet Müdürü, Polis Meslek Yüksek Okulu Müdürü
![]() |
M.Kemal Atatürk Diyor ki: İnsanlarda bir takım ince, yüksek ve asil duygular vardır ki insan onlarla yaşar. İşte o ince, yüksek, derin ve asil duyguları en çok duyabilen ve diğer insanlara duyurabilen şairdir. |
Yozgat Polis Meslek Yüksek Okulu
