Yozgat PMYO Öğrencileri,Keneye Karşı Bilgilendirildi

Türkiye genelinde, bahar ayının gelmesi ile birlikte Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı'na neden olan kenelere yönelik bilgilendirme toplantıları devam ediyor.
Yozgat PMYO Öğrencileri,
Keneye Karşı Bilgilendirildi

Türkiye genelinde, bahar ayının gelmesi ile birlikte Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı’na neden olan kenelere yönelik bilgilendirme toplantıları devam ediyor. Tarım İl Müdürlüğü yetkilileri, Polis Meslek Yüksek Okulu’nda, polis adaylarına konferans verdi.    

                           
Merhaba Yozgat'ın haberine göre,Havaların ısınmasıyla birlikte Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı’na neden olan kenelere karşı bilgilendirme toplantıları devam ediyor.
Tarım İl Müdürlüğü Kırım Kongo Kanamalı Ateşli Hastalık ve Kene İl Mücadele hakkında Polis Meslek Yüksek Okulu öğrencilerine konferans verdi.
Tarım İl Müdürlüğü Hayvan Sağlığı Şube Müdürü İlker İpek tarafından PMYO öğrencilerine slayt gösterileri ile hastalığı anlattı.
İpek, Kırım  Kongo Kanamalı Ateşi(KKKA) hastalığı insanlarda yüksek ateş, deri altı ve diğer organlarda kanama  ile seyreden ve  ölümle sonuçlanabilen bir hastalık olduğunu kaydetti.
Hastalık keneler aracılığı ile  yaban hayatından veya evcil hayvanlardan alınan virüsün insanlara  bulaşması sonucu şekillendiğini dile getiren İpek, “Hastalık ilk defa 1944 ve 1945 yıllarında yaz aylarında Batı Kırım’da tespit edilmiş olup, aralarında Rus askerlerinin de bulunduğu 200’den fazla kişi bu hastalıktan etkilenmiştir. Bu nedenle ilk olarak bu hastalığa Kırım Hemorajik Ateşi adı verilmiştir. Daha sonra 1956 yılında Zaire’nin başkenti Kongo da ateşli bir hastadan aynı virusun izole edilmesi sonucu Kongo Virusu adı verilmiştir.  Keneler kurak ve yarı kurak bozkır iklimini sevmekte ve genellikle bozkır ile diger iklimlerin kesişme yerlerinde, kuru taban örtüsüne sahip bodur ormanlık (mese, geven vb.) alanlarda yaygın olarak görülmektedir.
Mart-Ekim ayları arasında optimum +20 ‘C de aktif olarak kan emerek yaşamaktadırlar” dedi.
İpek, kenelerin beslenmek için insan ve hayvanların kanını emmek zorunda olduklarını ve Türkiye'de görülen kene türlerinden birkaçının hastalığı bulaştırmasının mümkün olabildiğini belirterek, bu türlerin genel olarak Mayıs-Ekim ayları arasında aktif olduklarını söyledi.
Kenelerin yumurtalarını meralarda toprağa ya da ahırlardaki çatlaklara bıraktıklarını dile getiren İpek, "Yumurtalardan 1 ay içinde çıkan larvalar, meralarda ya da ahırlardaki hayvanları, ya da insanları sokarak kanlarını emerler. Meralarda bitkilerin üzerine çıkan veya bazen toprakta bulunan keneler piknik yapan insanları, özellikle de hayvanlarla yakın temasta olan insanları sokabilir. Eğer hastalığı taşıma yeteneğine sahip türlere ait bir dişi kene Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı taşıyan bir insan veya hayvandan kan emmiş ve virüsü almışsa, yumurtaları vasıtasıyla bunu larvalarına da aktarır. Bu larvalar erişkin kene oldukları zaman hastalığı kan emdiği insanlara nakledebilir. Bu nedenle, sadece ergin keneleri öldürmekle mücadele etmek mümkün değildir. Bu nedenle, özellikle KKKA görülen yerler ve hastalığın çıkma ihtimali yüksek olan yerlerde belirli aralıklarla ve uzmanların tavsiyeleri doğrultusunda ilaçlamalara devam edilmelidir" diye konuştu.
Vücutta rastlanan kenelerin vatandaşların kendileri tarafından çıkarılmasının yanlış olduğunu, bu şekildeki yaklaşımların kenelerin virüsü taşımaları halinde bulaşma riskini de artırabileceğini vurgulayan İpek, "Vücutta keneye rastlanması halinde, en kısa zamanda, en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kenenin elle çekilerek veya zeytinyağı, alkol, eter, kloroform, sabun, tereyağı gibi maddeler sürülerek çıkarılması, kenenin kusmasına ve hastalığı nakletmesine neden olabilir.
Riskli bölgelerde yaşayan çiftçilerin, hayvancılıkla uğraşanların veya işleri gereği kenelerin bulunabilecekleri ortamlarda çalışan veya piknik yapan insanların evlerine döndüklerinde vücutlarını kene yönünden muayene etmeleri gerekir" şeklinde konuştu.
Her kenenin Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığını taşımadığını, taşıma yeteneği olsa bile hepsinde virüsün bulunmayabileceğini ve insanların gereksiz panik yapmamaları gerektiğini de kaydeden İpek, "Hastalığın bulaştığı kişilerde baş ağrısı, kol ve bacaklarda, sırtta ağrı, halsizlik, kırgınlık, iştahsızlık, bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal ve ateş görülebilir. Bunlara ilaveten, gözde kızarıklık, vücutta küçük kanamalar ve akciğer, karaciğer ve böbrek fonksiyonları da bozulabilir. İlk 2 haftanın atlatılabilmesi halinde yaşama şansı çok yüksektir" açıklamasını yaptı.

 

Kaynak:

http://www.surmelihaber.com/haber_detay.asp?haberID=838